|
ULUSAL TAKIM KALECİ ANTRENÖRÜ
ESER ÖZALTINDERE
‘Kaleci konusunda alt yapı eksiği var’
Kaleci konusunda altyapı eksikliğimiz var.
Futbolcu için yetenekli olması önemli olabilir ama kalecinin sadece
yetenekli olması yetmez. Çok iyi eğitilmesi lazım. Alışkanlıkları,
antrenmanları olmalı. Eğitim için de kesinlikle standart şart. Çok
yetenekli çocuklar var ama zamanla iyi eğitim almadıklarından kaybolup
gidiyorlar. Bir de sürekli eleştirilerin odağında olmak, sürekli
‘günah keçisi’ ilan edilmek onları bu sevdadan vazgeçiriyor.
G.Saray’da UEFA Kupası şampiyonluğu, ulusal takımla Avrupa üçüncülüğü
gibi antrenörlük kariyerini parlak zaferlerle süsleyen, Türk kaleciliğine
büyük hizmetler vermiş mütevazı bir adam. Futbolla eğitim hayatını
iyi harmanlamış, bir değil iki üniversite okuyarak; üstelik felsefe
eğitimi alarak futbol camiasına farklı renk katan bir antrenör.
Fatih Terim’le birlikteliğini şimdilerde ulusal takımda sürdüren
Ulusal Takımlar Kaleci Antrenörü Eser Özaltındere’yle ilginç bir
söyleşi yaptık...
- Çocukluğunuzda da hep kaleci miydiniz?
Eser Özaltındere: Hep kaleciydim, gol atmayı
tercih ederdim ama bu konuda pek yetenekli olmadığım için kaleci
oldum. Son adam hata yapmaz, sonuçlarına katlanmak zorundasınız.
Bütün sorumluluk size aittir. Genelde bütün çocuklar gol atmayı
tercih eder. Bu konuda yeteneği yoksa kaleye geçer.
- Onun için mi kaleciler biraz deli olur
derler?
E.Ö: Tabii ki ondan söylemiş olabilir. Bütün
eleştirilere tahammül edebilmek için deli olmak lazım.
- Nerede başladınız futbola?
E.Ö: Artvin’de başladım. Amatör kulüpte,
ardından G.Birliği’ne geçtim. Babamın görevi nedeniye Ankara’ya
gitmiştim. Oradan Adana Demirspor ve G.Saray’a geldim. Oğuz ve Aykut’ların
döneminde de Sakarya’ya gittim.
- Profesyonelce futbol oynarken aynı zamanda
iki üniversite bitirebilmiş ender insanlardan birisiniz...
E.Ö: Ankara’da okurken Ankara Üniversitesi
İktisadi Ticari Bilimler Fakültesi’ne girdim. Burayı bitirdikten
sonra İstanbul’a gelmiştim. Bizim gençliğimiz siyasi tartışmaların
yoğun olduğu dönemlerden biriydi. Ben de gerekli donanıma sahip
olabilmek ve tartışmalarda daha doğru konuşabilmek, düşünebilmek
için felsefe okumaya karar verdim. Kampalarımızdan dolayı boş vakitlerim
vardı.
- Kaleciler yalnız adamlar mıdır?
E.Ö: Kaleciler sürekli ‘günah keçisi’ olduklarından,
hatayı paylaştıklarından dolayı biraz yalnızlardır. Ama buna karşın
daha iyi niyetli, daha duygusal kimselerdir.
- Kalecilikte eğitimin önemi nedir?
E.Ö: Eğer kaleciler çok küçük yaştan itibaren
iyi eğitim alırsa daha az hata yapar. Bu yüzden en geç 10 yaşında
kaleci eğitimine başlanmalı. Kaleci antrenmanı çok önemli, iyi yapılması
lazım. Ama Türkiye’de o kadar çok önem verilmiyor kaleci eğitimine...
- Futbolcu olmasaydınız ne olmak isterdiniz?
E.Ö: Yine öğretmen olmak isterdim sanırım.
Gençlere bir şeyler öğretmek çok keyifli. Akademisyen üniversite
hocası olurdum.
- Felsefe okumanın antrenörlüğünüze ne gibi
katkısı oldu?
E.Ö: Bir çocuğu bir genci yetiştirmede derinlere
inmenin faydasını görüyorsunuz. Yetiştirdiğiniz gencin en derinlerdeki
düşüncesini anlayabiliyor, neyi nasıl vereceğinizi daha iyi biliyor
ve sorgulayabiliyorsunuz. Yönetmeyi daha iyi biliyorsunuz. İşinizi
daha rahat yapıyorsunuz. Karşı tarafın neye ihtiyacı olduğunu, ne
beklediğini daha iyi gözlemliyorsunuz. Ama maalesef Türkiye’de kaleci
antrenörlüğü, antrenörlük içinde en sonra sırada yer alıyor.
- Kaleci değil de kaleci hocası yetiştirmek
istiyor musunuz?
E.Ö: Evet, çok isterim. G.Saray’da bu gelenek
zaten Fatih hoca zamanında oturdu. Ben yetiştirdim, benim yetiştirdiklerimi
başkaları yetiştirdi. Çünkü G.Saray’da kaleci antrenörü zaten sadece
A takımın kalecisini yetiştirmez; PAF’a da gider, 13-14 yaş grubuna
da...
- Volkan ve Rüştü dışında büyük takımlarda
Türk kaleci göremiyoruz...
E.Ö: Kaleci konusunda altyapı eksikliğimiz
var. Futbolcu için yetenekli olması önemli olabilir ama kalecinin
sadece yetenekli olması yetmez. Çok iyi eğitilmesi lazım. Alışkanlıkları,
antrenmanları olmalı. Eğitim için de kesinlikle standart şart. Çok
yetenekli çocuklar var ama zamanla iyi eğitim almadıklarından kaybolup
gidiyorlar. Bir de sürekli eleştirilerin odağında olmak, sürekli
‘günah keçisi’ ilan edilmek onları bu sevdadan vazgeçiriyor.
- Rüştü ve Volkan gibi kaliteli kalecilerin
olması gençler için iyi bir motivasyon yaratıyor mu?
E.Ö: Örnek roller çok önemli. Eleştiriler
hem gençleri uzaklaştırıyor hem de aileleri soğutuyor. Fatih hoca
bu konuda gençlere şans verilmesinden yana. Çünkü şans bulamazsa
oynayamaz.
- En çok beğendiniz Türk kaleci kim?
E.Ö: Yanıt veremem
- Yabancı?
E.Ö: Buffon.
- Ulusal maçlarda Volkan’ın yedeği kim
olacak?
E.Ö: Sanırım genç bir kaleci tercih edecek
Fatih hoca. Fildişi Sahilleri zaten özel bir maç.
- Rüştü’nün ulusal takımı bırakması konusunda
ne düşünüyorsunuz?
E.Ö: Bu konuda net bir şey yok. Rüştü bırakacağını
açıkladı ama resmi bir veda yapılmadı. Sanırım marttaki İspanya
maçlarında Rüştü’ye ihtiyaç duyulabilir. İyi düşünmek gerekir, İspanya
karşılaşmaları çok önemli.
- Volkan’ın maçlardaki agresif tavırlarını
nasıl değerlendiriyorsunuz?
E.Ö: Kimi oyuncu stresten, özellikle maçtaki
stresten çok etkilenir. Volkan maça çok fazla konsantre olduğu için
küçük bir hareketten tetiklenebiliyor. Onu bu konuda çok fazla eleştirmek
doğru değil. Onunki fazla motivasyondan.
- Kalecilikte tecrübenin önemi nedir?
E.Ö: Çok önemli. O pozisyonları birçok kez
yaşaya yaşaya nasıl davaranacağınızı biliyorsunuz.
- Yetenekli genç kaleci adayları var mı?
E.Ö: Var tabii ki ama Türkiye her alanda
işinin uzmanları tarafından yönetilirse, doğru politikalar güdülürse
bu ülkeden de Buffon’lar çıkar. Yetenekliler var ama doğru eğitim
şart. Eğitim sistemi doğru ve standart olmalı. Eleştiriler konusunda
hem medyayı hem taraftarları hem de teknik direktörleri eğitmek
lazım. Teknik direktörler de eleştirilerden çekinip yabancı kaleciyi
tercih ediyor çoğu kez.
- Futbolcular “1.5 saat koşuyor, milyonları
götürüyor” şeklinde eleştiriliyor ve kıskanılıyor...
E.Ö: En yerleşmiş toplumlarda bile özel yetenekli
insanlara değer verilir. Çünkü bir toplumdan sürekli özel yetenek
çıkmaz. Herkes özel yetenekli değildir. Uluslar özel yetenekli oyuncularıyla
ya da rekortmen sporcularıyla övünür. Basit gibi görünüyor ama futbolcuların
gün içinde yaptığı dayanıklılık antrenmanlarına herkes katlanamaz.
Zordur bu idmanlar. Özel hayatları kısıtlı, yaşıtlarına göre pek
çok kısıtlama altına giriyorlar. Bu nedenle de “1.5 saat koşuyor,
milyonları götürüyor” ifadesi çok cahilce...
- Futbolcular nasıl?
E.Ö: Aslında dayanışma ruhu kuvvetli ama
bireysel özelliklerinden dolayı bencillik yanlarını da var. Zaten
bencil olmazsa bir insan gol atamaz...
NE DEDİLER?
• Turgay Şeren (Eski ulusal kaleci): Milli
takımın kalesinde Volkan Demirel’den başkası düşünülemez. Volkan
çok toparlandı ve dört dörtlük bir kaleci oldu. Onun eksikliğinde
yerini doldurabilecek biri olduğunu düşünmüyorum. Bakıyorum; G.Saray’da
yok, Beşiktaş’ta da milli takımı bırakan Rüştü oynuyor. Ankaragücü’ndeki
Serkan Kırıntılı milli takım şansını hatalı goller yiyerek kendisi
kaybetti, Serdar Kulbilge’nin ise en büyük hatası F.Bahçe’den ayrılarak
Kocaelispor’a gitmesiydi. Antalyaspor’dan Ömer iyi gidiyor, ancak
o da bir sakatlık durumunda Volkan’ın açığını kapatmaya yetmez.
• Zafer Öğer (Beşiktaş Kaleci Antrenörü):
Volkan Demirel son maçlarda çok iyi bir form grafiği yakaladı. Onun
yedeği olarak düşünülmesi gereken kalecilerin Hakan Arıkan ve eğr
dönerse Rüştü olduğuna inanıyorum. İkisi de çok formda, şans bulurlarsa
neler yapabileceklerini gösteriyorlar ve milli takımı kaldıracak
kapasitedeler. Anadolu takımlarında şans bulan kalecilerin bu tecrübeye
sahip olduğunu düşünmüyorum.
• Erdinç Erol (Antalyaspor Kaleci Antrenörü):
Ömer Çatkıç, Volkan Demirel’in alternatifi olabilir. Fatih Terim’in
kadroda fazla değişiklik yapmayacağını tahmin ediyoruz. Ancak böyle
bir düşüncesi olursa elimizde hem tecrübeli hem de çok formda bir
Ömer var. Onun mutlaka değerlendirilmesi gerekir. Düşünülmesi gereken
bir diğer kaleci de Denizlispor’dan Cenk... Kendisi çok yetenekli,
2010 Dünya Kupası’na kalırsak onun mutlaka kadroda yer alması gerektiğine
inanıyorum. Kalecilerde tecrübe de çok önemlidir. Rüştü’nün kendisinin
de istemesi durumunda milli takıma dönmesinde yarar var.

SPORCU SAKATLIKLARI
|

ÇOCUK VE SPOR
|

SPOR PSİKOLOJİSİ
|

BESLENME
|
|